Sevgi yi güncellemek…

Sevgiyi güncellemek Geçen sene sevgililer günü olmuş da ben ne demişim, büyükçe konuşmuşum yine ve “Saint Valentine’s day:Sevdiğini söylediğin gün” diye başlık attığım bir yazı yazmışım… Aradan bir sene geçmiş onu yazalı, geçmiş de yeniden gelmiş sevgililer günü ! Önce o yazıyı okusun bu yazıyı kaale alacaklar, sonra da unutsun şu dediklerimi ;

“Sevdiğini söyleyenlerin günüdür sevgililer günü, aslında söylendiği gündür sevgililer günü, tarihi ne olursa olsun”

Sevgililer günü sevdiğini söylediğin gün değildir ! Bu yazıyı kaale alan arkadaşım, hiç de öyle değil o iş. Seviyorum demek aslında sanılanın aksine kolay, sevdiğini sanınca ya da sevildiğini sanınca çok kolay. Sevgiyi söylemek çok kolay, yaşaması zor olan … Geçen sene ifade ettiğim sözlerimi güncelliyorum;

“Sevgisini yaşayanların günüdür sevgililer günü, aslında sevgi’nin yaşandığı gündür sevgililer günü, tarihi ne olursa olsun.”

Senin ne düşündüğünü biliyorum

Düşünce
İnsanların hayatlarında duydukları zaman en fazla tedirgin olacakları cümledir, “Senin ne düşündüğünü biliyorum”. Bir insanın bunu söylemesi çok kolay gibi olsa da kimse kimsenin ne düşündüğünü kestirmeyi hatasız olarak başaramayacağı için havada kalan bir meydan okumadır.

Bu da insanları kurtaran bir şeydir. Böyle bir şeyin mümkün olabilmesi nice huzurlu  hayatı sürdürülemez  kılar ve aslında o an için çok da önemli olmayan ama akıldan geçen fakat karşı taraf için önemli olabilen bir düşünce yığınını açığa çıkarabilirdi.

Yine de bizlerin ne düşündüğünü  tüm bu somut örneklemden başka bir boyutta bilen vardır, buna “vicdan” diyoruz bizler. Kaçamadığımız ve ne düşündüğümüzü istemesek bile açık etmek durumda kaldığımız.  Ne düşündüğümüzü ne gizlediğimizi bilen bu hissi hesap verdiğimiz ölçü de huzurlu olabildiğimiz ise yadsınamaz bir gerçek.

Yaşadığımız ilişkilerin bizlere etkileri

İlişkiler
Etrafımızdaki kişilerle aramızda olan her türlü etkileşim, içimizdeki bir takım inançlarımızı dışa vurmamızı sağlar. Ayrıca kurduğumuz her ilişkiden bir şeyler öğrenme şansımız vardır. Örneğin kendimizi yetersiz ve önemsiz hissediyorsak o zaman karşımızdakilerin sergilediği herhangi bir soğuk ya da eleştirel tavrı kendi üzerimize alma eğiliminde oluruz. Böyle bir durumla karşılaştığımızda kendimizi yalnız ve reddedilmiş hisseder ve karşımızdakine öfkeyle tepki veririz.

Bize acı veren duygularımız ve olaylar karşısında sergilediğimiz aşırı tepkiler kendimiz ve çevremize çizdiğimiz sınırlar hakkında bizim bile henüz bilmediğimiz birçok şey keşfetmemize, başka bir deyişle kendimizi daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.

Eğer siz kendinizin sevecen ve ilgili biri olduğuna inanıyorsanız o zaman kendinizi nasıl göründüğünüzü ya da hareketlerinizi baz alarak değil, “kim olduğunuzu” ön plana çıkartarak tanımlarsınız. Böylece de karşınızdaki kişinin sergilediği soğuk ya da eleştirel tavrı üzerinize alma huyundan da vazgeçersiniz. Ona anlayışlı bir tavırla yaklaşır ya da o kişinin tavrına kırılmadan kendinizi olayın dışına atarsınız.

Yaşadığımız bütün ilişkiler ve bu ilişkiler içinde verdiğimiz tepkiler kişiliğimizin ve ruhsal dünyamızın gelişmesine yardımcı olur.

Erkeklerin “Hayır” demeyi bilmemesi

Don't

Sevgili yada arkadaş ilişkilerinde erkeklerin “hayır” demeyi bilmemesini sözlükçülerden tespit eden var mıdır diye bakmadan( yazarken etkilenmeyeyim  ) tespit edeyim dedim.

Özellikle sevgili ilişkilerinde yada arkadaş ilişkilerinde gözlemliyorum. Herhangi bir vasfı ile ön plana çıkamayacak (fiziksel özelliklerden bağımsız) ortalama bir kadın, hayatında mutlaka  en az 827832173. kez ” Hayır !” kelimesi kullanmışken erkeklerin bu “Evet” deme açlığını anlamak da güçlük çekiyorum.

“Hayır” kelimesi çok zaman yerinde kullanıldığında insanı var kılabilecekken herşeye “Evet” demek ise ” yok ” kılıyor.

Konumuzu daha da somutlaştırmak adına daha önce Ntv’de yayınlanmış bir belgeselden alıntı yapmam gerekiyor. Belgesel’de erkeklerin bulunduğunu kampüse bir kadın gönderiliyor ve kendisinden orada bulunan erkeklere cinsel ilişkiye girme isteğini dile getirmesi isteniyor. Kadın da bütün erkeklere teklifini sunuyor bir tanesi hariç hepsi “Evet” diyor. Diğer ayrı duran kişi ise Final sınavının olduğunu ve yarına ertelerse teklifini kabul edebileceğini söylüyor. Kısacası bütün erkekler katışıksız kendileriyle cinsel ilişkiye girmek isteyen kadına “Evet” diyor.

Tam tersini uyguladıklarında ve kızların bulunduğu kampüse erkek gönderdiklerinde kızların tamamı “Hayır” diyor ki mantıklısını yapıyorlar.

Yanlız bir fark vardı. Erkeklere giden kız ortalama bir kız olmasına rağmen kız öğrencilere teklif sunan erkek oldukça yakışıklıydı ki sanırım kızlardan bir ikisinin buna kanacağı ihtimaline inandılar testi uygulayanlar ama yanıldılar ve bütün kızlar “Hayır” dedi.

Yine gerçek hayatta da testten gayrı olarak örneğin, sevgilisi olan bir kadına bir adam beraberlik telif ettiğinde büyük çoğunlukla kadınlardan aşırı tepki alabilirken aksi durumda yani sevgilisi olan erkeğe başka bir kadın beraberlik teklif ettiğinde  “Hayır” demeyi bilmeyen erkek ortaya çıkar ve kibar olmaya çalışır, bu da elde bir dursun nolur n”olmaz diye gibi bir sanal kriter gözeteterek.

Bakıyorum da sevgilimiz nasıl olsun diye bir konu olsa, “çamurdan olsun bizim olsun” mantığı da ön planda.  Kadınlardan birisine sorsak, yine herhangi bir vasfı ile ön plana çıkamayacak (fiziksel özelliklerden bağımsız) ortalama bir kadının iki, üç tane kuralı ya da isteği vardır, çoğu da asla erkeklerden duyamayacağımız kurallar ya da istekler ki mesela elleri güzel olsun, temiz olsun, gözleri renkli olsun, kısa saçlı olsun gibi. Hatta bazı kadınlar vardır ki kesin kural koyar der ki; “kesinlikle sevgilim uzun saçlı olamaz, kesinlikle istemem.”

Bu kuralların en ufağını bile  erkeklerde göremiyoruz, çamurdan olsun mantığı yine devrede malesef.

“Hayır” demeyi bilmeyen erkek  ruhunu yoruyor. Toplumumuz da bazı konulardaki açlığın sebebini de aslında “Hayır” demeyi bilmemeye bağlıyorum ki her şeye cevabı “evet” olan, her zaman açtır.

“Hayır” demeyi bilmek ego tatmini değil her şeye ve herkese “Evet” diyenlerin bulunduğu ezik noktanın üzerinde zıplamaktır.

Sanal Aşk(mıdır?)

Sanal Aşk

Yaşanılanı, terk edileni ve evlilikle sonuçlananı hepsi var bu sanal dünya da… Aşk nedir? Diye şöyle bir düşündüğümde hemen aklıma “Evlilik aşk’ı öldürüyor” paradoks’u gelir. Hemen akabinde “Romeo ve Juliet”,”Ferhat ve Şirin” izler bu düşüncemi.  Hep bir ulaşılamazlık, hep bir kavuşamazlık barındırır yaşanmış büyük aşklar. Düşünürüm ki onların efsanesi kavuşamazlıklarından geliyordur belki de. Sorgulayabiliriz aşk’ın var olması, yaşanması için yan yana olma gereği olup olmadığını.

Sürekli sınanan ilişki ve kaybedilme korkusu varsa aşk devam edebilmektedir.Gerçek hayatta yaşamaya başlayacağımız bir ilişkide aşk’a giden yol muhtemelen şöyledir. İlk olarak karakter olarak tanımamamızın normal olduğu birisinin dış görünüşünden hoşlanmak, devamında ona açılmak ve birbiri ardına süregelen buluşmalar ki çoğunda birbirini tanımaya ve anlamaya en çok yarayacak yöntem olan sohbet’in en az hatta hiç olmadığı buluşmalar…Bu nokta da çıkış aranabilir fakat sohbet edilemeyen ve tek paylaşılan şeyin fiziksel görüntüden alınan haz olduğu bir duygu yoğunluğunun adı asla aşk olamaz. Bu ilişki de sonuç evlilikte olsa asıl sonuç; ya mutsuz bir evlilik ya da boşanma olacaktır.

Düşünün! Sevdiğiniz kişiyle paylaşabildiğiniz tek zevk onun fiziksel görünümünden aldığınız zevk ve evlendiniz. İnsanoğlu yaşlanan bir canlı olduğundandır ki en ufak görünüm bozukluğunda artık evli olduğunuz kişiyle paylaştığınız tek zevk olan şey de elinizden uçup gitmiş olacaktır.

Oysa ki; sohbet edilebilir ve her konuda paylaşımınızın olduğu, anladığınız ve onun düşüncülerine ve karakterine aşık olduğunuz bir eş ile evli iseniz yaşlansanız da her şey eskisi gibi  devam ediyor ve üstelik insanın yaşlandığında en çok ihtiyacı olan bir şeyler paylaşabildiği kişi gereksinimi sizin tam yanınızda oturuyor olacaktır, pek tabi aşkınızda yanınızda…

Sanal aşk’ın başlangıç noktasına bakarsak sohbet’in ve dolayısıyla ortaya çıkacak düşüncülerin, karakterin oluşturduğu dış görünümden bağımsız bir aşk’ın var olabilme savaşıdır.

Sanal Aşk’ın gerçek hayatta yaşadığımız aşktan tek eksik gibi görünen yönü dokunamamaktır, öpememektir, sarılamamaktır ve hatta sevişememektir ki dokunmak, öpüşmek, sarılmak ve sevişmekte aşk’ın içindedir bu da reddedilemez.

Sonuç olarak aşk bencildir. İki kişilik bir bencilliktir bu. Dokunamamak sevdiğine aşk’ı körükler. Sanal da olsa “AŞK” aşk’tır. Körüklenebilen bir duygudur.

“Sanal Aşk” ;  Ruhların seviştiği nokta’nın ta kendisidir!

Tanışılmayan birisine çok yaşa demek

Çok yaşa

Gayet eğlenceli bir konumuz var, insan olduğumuzu da hatırlatıyor aynı zamanda.

Çoğunlukla toplu taşıma araçlarında dışarıyı izleyerek seyir halindeyken vuku bulan olaydır.

Hapşuran birisi vardır ve çok yakınınızda ki koltukta ya da hemen yanınızdadır kendisi. Ayıp olmayan fakat pek de istenilmeyen bir davranış olması nedeniyle hapşuran kişi sezgisel olarak tedirgindir ki yakınında selpak yoksa artan bir  tedirginliktir bu…

Hapşuran kişi’nin tedirginliğini hissetmek de bir o kadar tedirgin edicidir… O eylemi gerçekleştirirken farketmediğinizi hissettirmek onu gerçekten rahatlatır sonrasında “çok yaşayın” deme ile iyice tedirginliğini alırsınız ve muhtemelen size “teşekkürler” diyecektir.

Hapşuran kişi’nin cinsiyetine göre ayrım yapmamak lazımdır “çok yaşa” demek için, kişi’nin sizin hakkınızda  “Allah allah tanımıyorum, neden acaba” diye düşünme ihtimali, can sıkıcı olsa da çok da önemli bir ayrıntı değil.

Bu işin en sıkıcı boyutu agresif insanlar ile karşılaşmak aslında… Siz “Çok yaşayın” dediğinizde suratınıza dövecek gibi bakarlar, bazen de umursamazlar bile, ne bakar ne de “teşekkür” eder. Bu insanlara karşı tavır alıp bundan sonra kimseye “Çok yaşa” demem tavrı yanlıştır. O kişi tektir ve siz hala insansınızdır….

Ayrılırken Şefkatli konuşan, aşık olmayan taraftır

Ayrılık

Proust‘un doğru bir önermesi ile karşı karşıyayız arkadaşlar…

Aşık olmayan taraf için konu ayrılık olduğunda, bir hüzün kaplar bedeninini, karşısındakinin kendisine bakışlarına ısrarla cevap veremez olur.

Gözlerinin içine o aşkı görmemek için bakamaz. Bildiği bir şeyi görmek istememek hüzünlendirir, istese de acımasız olmayı olamaz, şefkate dönüşür tüm hisleri onu kendinde var eden kişiye aşk için şefkatle bir bedel öder…

Kadınların kendilerini anlayan erkeklere bakışı

Terkedilmek

İlk bakışta bunun tersi olan önerme doğru gibi gözüksede mantıklı nedenleri vardır kadınların kendilerini anlayan erkeklerden haz almamalarının…

Kadınlar, sürekli şifreli hareketlerinin decoder kullanmaksızın erkekler tarafından çözülmesini ve bu hareketlere uygun pozisyon alınmasını, söylediklerinin aslında mecaz değil daha derin manalara geldiklerini ve bu derin  boyutun düşey eksende yatay çözümünün bu kadar kolay yapılmasını hoş bulmazlar.

Aslında bu isteklerinin cazibesi sadece erkeklerin çoğunluğunun bunu yapacak duygusal zekaya sahip olmamasından gelir ki buna sahip olanlar genelde kadınlar tarafından çok zaman hoşlanma harici duygular ile karşılanır ya da daha azaltılmış dozajıyla ukala bulunurlar.

Kadınların aslında anlaşılmak istemediğini anlamaları, anlaşılmalarıyla doğru orantılıdır. Anlaşıldığını, decoder ile çözülmek için ürettiği her konuşmasını çözen birisinin karşısında oturduğunu ve bunun bir erkek olduğunu hisseden kadın bundan hoşlanmaz.

Kadınları kendileri için cazip kılan her zaman sırlarıdır ve anlaşılamamalarından haz aldıkları cazibeleridir… Anlaşıldığında kendilerini çözülmüş gibi hisseden kadınların aslında anlaşılmak istemediklerini anlamaları kendilerini anlayan birisini bulduklarında çok uzun sürmez. Sanal bir çıplaklık hissi burada devreye girer.

“Anlaşılmak istiyorum” serzeniş özgürlüğü anlaşılmaktan çok daha önemlidir.

Bir kadın için kendisini anlama noktasındaki erkek onun tüm kıvrımlarında dolaşan ve cazibesini yitirmesini sağlayan ender kenelerden biridir.

Aşk

Sanal Aşk

Hayat; bir başka olasılığın olası olduğu, ölüm ise bir başka olasılığın olası olmadığı durumdur.

Ben aşkı hayat’a benzetiyorum, içinde her olasılık var, kesinlikle önünüzü göremiyorsunuz ve sonucunu da bilmiyorsunuz yapacaklarınızın. Körsünüz ve hayat yolculuğunuzda bindiğiniz arabanın silecekleri ne kadar zorlasanız da çalışmıyor. Yolunuz belli değil ve gidiyorsunuz.

Aşık olduğunuz kişi için onu kaybetme olasılığı, onu üzme olasılığı, onun hayatınızdan çıkıp gitme olasılığı ve onun başkasıyla olma olasılığı aşk’ı yaratıyor ona karşı. Kaybetme olasılığı varsa aşk da oluyor yani. Hayat ta böyle değil mi? Her an yeni bir olasılık, her yeni durum için karşımızda yeni bir olasılık durmuyor mu?

Aşkın bitmesinide ölüme benzetiyorum. Aşk bitmişse hiçbir olasılık yoktur sizin için. Sevdiğiniz elde birdir, onu kaybetme olasılığınız yoktur, onu üzme olasılığınız yoktur, onun hayatınızdan çıkıp gitme olasılığı yoktur ve en önemlisi onun başkasıyla olma olasılığı yoktur. Aslında vardır ama bu olasılıklar sizin hayatınıza devam etmeniz için sorun yaratmayacağı için “yoktur”. Ölüm de böyle değil mi? Geldiğinde bizim için tüm olasılıklar bitmiyor mu?

Aşk’ı yaşatmak olasılıkları var kılmak ile oluyor. Aşkını hala yaşayanlar sevgilisini kaybetme korkusunu, onu üzme korkusunu, onun başkasına gitme korkusunu taze tutanlardır.

Aşk yaşamak istiyorsanız hayatınızdaki tüm elde birlere bir bakın ve olasılıkları var kılın ! Bir de bakmışsınız elde biriniz olan sevgilinizle aşk yaşar olmuşsunuz.