Dismenore

12 Haziran Milletvekili Genel Seçimleri ve Cumhuriyet Halk Partisi

leave a comment

Yasal olarak oy kullanma hakkımı kazandığımdan beri üçüncü kez oy kullandım. Bu oylardan ilk ikisi sosyalist seçeneklere gitmişti dolayısıyla ilk kez Cumhuriyet Halk Partisi için 12 haziran 2011 milletvekili genel seçimleri’nde kullandım.

Anlatacağım üzere geçmişin üzerine elimi koydum ve fantezi boyutundan söylem boyutuna geçen değişim ihtimalinin eyleme dönüşmesi adına verdim oyumu Cumhuriyet Halk Partisi’ne.

Kemal Kılıçdaroğlu, Genel Başkanlığa seçildikten sonra bende oluşan Cumhuriyet Halk Partisi’nin değişebileceği düşüncesi konusunda daha ilk günlerce çoğu kişiye göre çok iyimserdim. Özellikle “Kürt Sorunu” konusunda Chp’nin pozisyon alması, Türban sorunu konusunda uzlaşmacı olması, Laiklik temelli siyasetin halkın birincil sorunu olmadğı düşüncesinin görülmesi, İşçi ve Sendikal haklar ve pek tabi hemen her konuda herkes için Özgürlük vaadi, insanları dil, din, ırk, mezhep farkına göre ayırmama ve ayıranları dışlama. Bu aklıma gelen ilk başlıklar ve daha bir çok konu.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu başlıklarda çok şey yapacağını yapamasa da niyetini belli edeceğini bir çok kişiyle paylaştım ama fantezi olarak görüldü. Peki tüm bunların tamamı gerçekleşti mi? Hayır.

Herkesin dillendirdiği, “Ya bunlara chp tabanı izin verir mi” ve daha bir çok eleştiriye rağmen bu konularda çok uzun yol sürebildi Kemal Kılıçdaroğlu, göreve geldiğinin akabinde referandum ve biraz sonrasında gelen seçim ile siyasi pratiğe çoğu geçirilemedi ve hep söylem boyutunda kaldı. Bu aşamada, Cumhuriyet Halk Partisi’nden şikayetçi olan ve her daim akıl veren kesimlerin, gazeteci ve yazarların, aydınların, akademisyenlerin desteğini neredeyse hiç alamadı.

Bir kaç isim dışında “Ya hu cumhuriyet halk partisi değişime pencere açmak istiyor, açamasa da böyle bir amacını belli ediyor, destek olalım” noktasında o daha önce akıl verenlerin arazi olduğunu hep birlikte gördük. Kemal Kılıçdaroğlu da bunu gördüğü için zaman zaman söylemlerini revize etmek zaman zaman iki ileri bir geri gitmek durumunda kaldı. Tam istediği noktaya gelemedi bir türlü, bu nokta da ki iddiam ise Cumhuriyet Halk Partisi’nin % 30 oy alması durumunda Kemal Kılıçdaroğlu’nun daha cesur hareket edebileceği ve beklediği yerlerden gelmeyen desteği Halktan alarak partiyi istenen pozisyona getirebileceğiydi ama Halk da buna destek olmadı.

O Halk’tan birisi olarak ben, Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki değişime destek olmak cesaretlendirmek adına Cumhuriyet Halk Partisi’ne ilk kez oyumu verdim. Önümüzdeki dört sene boyunca Kemal Kılıçdaroğlu kaldığı sürece de gönlüm rahat olacaktır.

Bunlarla beraber, demokrasi sevdalısı bir kısım köşebaşı tutucularının ya da diğer parti sempatizanlarının da amaçlarının demokrasi ya da ileri demokrasi olduğundan emin değilim. Bunun geçerli sebepleri var. Deniz Baykal döneminde Hz. Muhammed’e hakaret ettiği gerekçesiyle hedef tahtasına oturtulan Önder Sav, Abdullah Gül’ün etnik kimliğiyle alakalı söylemleriyle yine büyük tepki çeken Canan Arıtman gibi isimlerin özellikle seçim sürecinde kendilerine önceden saldıran kesimlerin gazete ve televizyonlarında misafir edildiler, demeçler alındı bunlardan.

Daha az önce Zaman Gazetesi’nde şu haberi gördüm mesela:

Canan Arıtman: “Kılıçdaroğlu, faturayı ödemek durumunda”

Şimdi benim siyaset anlayışımda böyle bir şey yok. Eğer bir insanı hedef tahtasına koyup (haklı yere) sonra da sistemden dışlandıktan sonra (haklı yere) üstelik onu sistemden dışlayana bu yönde akıl da vermişsem zamanında, ne seçim sürecinde ne de seçimden sonra bunu ön plana çıkarmam.

Demokrasi ya da ileri demokrasi sadece sempatizanı olduğum parti kazansın diğerlerine de nasıl zarar verebilirsem vereyim mantığıyla işleyen bir kurum değil benim kafamda. Parti üyesi falan değilim ama Cumhuriyet Halk Partisi, içindeki grupların farkındayım, Cumhuriyet Halk Partisi içinde halktan karşılık bulamayan ama geniş bir ulusalcı hizip var.

Yeri İşçi Partisi olan bu hizip üyeleri kendilerini Cumhuriyet Halk Partili sanıyorlar. Parti’ içinde istedikleri an iktidar olup, seçimlerde iktidar olmak için halkta karşılığı çok az olan bu kitle önümüzdeki günlerde Kemal Kılıçdaroğlu önündeki en büyük engeldir.

Ulusalcı değilim bu yüzden verdiğim oya eğer bu ekipler tekrardan Cumhuriyet Halk Partisi içinde iktidar olursa çok fazla üzülürüm. Umuyorum kendisine yeteri kadar verilmeyen halk desteğine rağmen Kemal Kılıçdaroğlu, referandum ve seçimler nedeniyle söylem düzeyinde kalan “Yeni Chp”‘yi eylemselleştirir bu dört sene boyunca. Ve yine umuyorum, Cumhuriyet Halk Partisi içindeki ulusalcı cephe, ileri demokrasi isteyen ama kendisi de irrite olduğu halde “Dur dur chp’ye bir çakalım” diyen medya hem de halk, Kemal Kılıçdaroğlu’nun başını yemez.

Yediği takdirde önümüzdeki 150 yıl Aziz Nesin’den bahsedip ” Bebek’de Mojito keyfi” yapmaya devam edeceksiniz.

Olası bir yönetim değişikliğinde oy’um yok hükmündedir.

Bunlar Bilmediğim Kelimeler

one comment

Aslında hikayemizin de bir hikayesi var ve şurada başlıyor. Tumblr’a eklediğim yukarıdaki fotoğraf, altına yaptığım “Jean Luc Godard” atıfı ve sonra film hakkında elmaliturtalıkahve ile aramızda başlayan kısa bir email trafiği…

Hemen sonra internet üzerinde bu film hakkında pek de ayrıntılı bir analiz, teori vs.  içeren bir yazı olmadığını düşünüp bu konuda bir yazı yazmak istedim nihayetinde aradan epey zaman geçti, bugüne kısmetmiş.

Not: Filmi izlemediyseniz okumanız normal olarak tavsiye edilmez bu yazıyı keza okuduklarınız filmi izlemeye başladığınızda sizi yönlendirebilir. Tavsiyem izledikten sonra okumanız ama yine de son karar sizin elbette.

Profesör Von Braun, Alfa 60 isimli bir bilgisayarın yönettiği, insanların mantıklı karar vermekten başka bir şanslarının olmadığı, mantıksız hiçbir kararı alamadıkları, mantıksız karar vermelerine neden olduğu tespit edilen duygu ya da eylemlerin ve bunlara ait ifadelerin yasaklanarak sık sık güncelleştirildiği Alphaville şehrini oluşturmuştur.
Bu şehirde insanlar mantıksız karar almalarına neden olacak neredeyse tüm duygulardan arındırılmış, duyguların ifadesi bile unutturulmuş birer robot gibi yaşamaktadırlar. Sistem aksine izin vermemek de ve ısrarcı olanları yok etmektedir. Bu kurguda Godard bize bir sistemi yıkabilecek şeyin aşk olduğunu, insanın duygularından arındırılıp sadece mantıklı olana karar verip buna göre hareket ettiğinde bir robottan farkı olmadığını…

İnsan olmanın mantıksız kararları da içinde barındırdığını söylüyor ki Alphaville dahilinde bu mantıksız ve yasaklanan kararlardan bazıları vicdan, üzülmek, aşık olmak…
Günümüzden bakarsak aslında aynı şeyleri yapmaya hevesli, benzer tepkiler vermenin gereksinim ve zorunluluk olarak sunulduğu, farklı düşünüp davranan insanların marjinalleştirildiği ve normal görülmediği, olabildiğince duygulardan arınmış olmanın en iyisi olduğu yönünde dikte edildiği aksi yapıdaki insanların yine ötekileştirildiği bir sistemde yaşadığımızı farketmek zor değil.
Günümüzde de tıpkı Alphaville’deki gibi insanlar hep mantıklı kararlar almak peşinde, çok zaman bunları istemeseler bile zorunluluk olarak kabullenmişler, ”Bunlar bilmediğim kelimeler” diyen kadın karakterin son sahnede hatırladığı cümle aslında unuttuğunun unuttukça robotlaştığının hatırladığında normale dönüp insan olduğunun anlatımı.

Godard bize insan olmanın sadece mantık olmadığını ve bu sistemi duyguların ve duyguların en yoğunu olan aşk’ın yıkabileceğini söylüyor.

Aşk, genel itibariyle tanımlanması zor, çoğunlukla açıklanması da zor ve mantıksız kararların içinde yer aldığı bir süreç oluyor. Orgazm (filmde şehvet) esnasında da bir insan yoktur ki normal bir anda mantıklı karar verebileceği bir karar kendisine sorulduğunda mantığını bir yana koyup kendisinden istenen cevabı vermesin.

Aşk ve Orgazm ikisi de insanın olabildiğince mantıktan arındığı mantıksız kararlar alabildiği dönem ve anlar oluyor. Dolayısıyla Godard’ın sadece mantıklı kararları veren robot ve mantıklı yanısıra mantıksız kararları da verebilen insan tezinde benim yüklediğim fotoğraf ile godard ilişkisi; aşk, şehvet ve nihayetinde sistemin yıkılışı.
Alphaville dönüştürebilen bir aşk filmi, bilim kurgu sanan robotlar da yok değil.

Written by dismenore

February 15th, 2011 at 11:09 pm

Posted in Sinema

Tagged with ,

Referanduma,”Hayır”. Çünkü…

leave a comment

Madde 5:

Yürürlükteki metin: Sendika kurma hakkı

MADDE 51.
– (Değişik: 3.10.2001-4709/20 md.) Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz.Sendika kurma hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir.Sendika kurma hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.Aynı zamanda ve aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olunamaz.

İşçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu alandaki haklarının kapsam, istisna ve sınırları gördükleri hizmetin niteliğine uygun olarak kanunla düzenlenir.

Sendika ve üst kuruluşlarının tüzükleri, yönetim ve işleyişleri, Cumhuriyetin temel niteliklerine ve demokrasi esaslarına aykırı olamaz.

Yeni metin: Sendika kurma hakkı

Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz.Sendika kurma hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir.Sendika kurma hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.Aynı zamanda ve aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olunamaz.

İşçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu alandaki haklarının kapsam, istisna ve sınırları gördükleri hizmetin niteliğine uygun olarak kanunla düzenlenir.

Sendika ve üst kuruluşlarının tüzükleri, yönetim ve işleyişleri, Cumhuriyetin temel niteliklerine ve demokrasi esaslarına aykırı olamaz

Bu değişiklik ile bir kişiye birden fazla sendikaya üye olma hakkı tanınacak.

Güzel bir şeymiş gibi görünse de zaten etkili olamayan ve günümüzde iyice etkisizleştirilmiş sendikacılığı bitirme ihtimali olan bir değişiklik olarak gözüküyor.

Sakıncaları şu olabilir;

Vatandaş Ahmet, X sendikasına kayıtlı bir insandır. X sendikası, Vatandaş Ahmet’in o an iktidarda bulunanlara karşı haklarını savunmak için tüm yasal haklarını kullanmaktan gerekirse greve gitmekle iktidarı tehdit etmekten geri durmamakta ve aktif bir sendikacılık hizmeti vererek Ahmet’in haklarını savunmaktadır. Y sendikası ise o an iktidarda bulunan siyasi otorite ile uyum içindedir. İktidarın zarar görmesi ihtimaline karşı üyelerinin haklarını savunmak için yasal haklarının bazılarını kullanmaktan geri durmaktadır. Vatandaş Ahmet de bu durumu bildiği için X sendikasını bırakıp iktidara yakın olan Y sendikasına üye olmamaktadır.

Anayasa referandumu ile getirilecek değişiklik sonrası iki sendikaya üye olmak yasal hale gelmektedir. Yeni gelecek bu yasal mevzuat sonrası Vatandaş Ahmet,  iktidara yakın olan bu sendikaya da üye olması gerektiği konusunda telkinlere, baskılara maruz kalabilir. Bir adım ilerisi de iktirdata yakın olan sendikaya üye olmadığı için ağır bedeller ödemek durumunda (işinden edilme, fişlenme vs.) da kalabilir. Bu örnek fantezi gibi gelebilirdi eğer Norveç ya Danimarka’da yaşıyor olsaydık lakin hiç de öyle değil. Ufak bir google aramsıyla sendikal mücadelesi nedeniyle işinden edilen bir sürü emekçi insan ile ilgili haberleri bulmak mümkün. Aslında buna gerek de yok, çevremizde hemen her gün duyduğumuz ve gördüğümüz olaylar bunlar.

Bu madde değişikliği ile aynı anda iki sendikaya üye olmanın emekçilerin yararına olmadığını, bu değişikliğin bir hak gibi sunulmasının da yanlış olduğunu düşünüyorum, emekçilerde böyle düşünecektir ama bu değişiklik olursa işini kaybetmemek için “Bu sefer de buradan yakalım” diyen sigara ikramcısı gibi gidip muhtemelen ikinci bir sendikaya üye olmak ya da işinden ayrılmak zorunda bırakılacaktır. Uzun dönemde yasal hak savunması yapan sendikaların içi boşalıp, o an iktidarda bulunan partinin yanlısı olan sendikaların içi dolabilir. Bunun da emekçi kitlelere yarar sağlamayacağı malumunuz.

Madde 6:

Yürürlükteki metin: Toplu İş Sözleşmesi hakkı

MADDE 53.
– İşçiler ve işverenler, karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarını ve çalışma şartlarını düzenlemek amacıyla toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahiptirler.Toplu iş sözleşmesinin nasıl yapılacağı kanunla düzenlenir.(Ek: 23.7.1995-4121/4 md.) 128 inci maddenin ilk fıkrası kapsamına giren kamu görevlilerinin kanunla kendi aralarında kurmalarına cevaz verilecek olan ve bu maddenin birinci ve ikinci fıkraları ile 54 üncü madde hükümlerine tabi olmayan sendikalar ve üst kuruluşları, üyeleri adına yargı mercilerine başvurabilir ve İdareyle amaçları doğrultusunda toplu görüşme yapabilirler. Toplu görüşme sonunda anlaşmaya varılırsa düzenlenecek mutabakat metni taraflarca imzalanır. Bu mutabakat metni, uygun idarî veya kanunî düzenlemenin yapılabilmesi için Bakanlar Kurulunun takdirine sunulur. Toplu görüşme sonunda mutabakat metni imzalanmamışsa anlaşma ve anlaşmazlık noktaları da taraflarca imzalanacak bir tutanakla Bakanlar Kurulunun takdirine sunulur. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usuller kanunla düzenlenir.

Aynı işyerinde, aynı dönem için, birden fazla toplu iş sözleşmesi yapılamaz ve uygulanamaz.

Yeni metin: Toplu İş Sözleşmesi hakkı

İşçiler ve işverenler, karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarını ve çalışma şartlarını düzenlemek amacıyla toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahiptirler.Toplu iş sözleşmesinin nasıl yapılacağı kanunla düzenlenir.

128 inci maddenin ilk fıkrası kapsamına giren kamu görevlilerinin kanunla kendi aralarında kurmalarına cevaz verilecek olan ve bu maddenin birinci ve ikinci fıkraları ile 54 üncü madde hükümlerine tabi olmayan sendikalar ve üst kuruluşları, üyeleri adına yargı mercilerine başvurabilir ve İdareyle amaçları doğrultusunda toplu görüşme yapabilirler. Toplu görüşme sonunda anlaşmaya varılırsa düzenlenecek mutabakat metni taraflarca imzalanır. Bu mutabakat metni, uygun idarî veya kanunî düzenlemenin yapılabilmesi için Bakanlar Kurulunun takdirine sunulur. Toplu görüşme sonunda mutabakat metni imzalanmamışsa anlaşma ve anlaşmazlık noktaları da taraflarca imzalanacak bir tutanakla Bakanlar Kurulunun takdirine sunulur. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usuller kanunla düzenlenir.

Aynı işyerinde, aynı dönem için, birden fazla toplu iş sözleşmesi yapılamaz ve uygulanamaz.

Memurlar ve diğer kamu görevlileri, toplu sözleşme yapma hakkına sahiptirler.

Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde taraflar Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna başvurabilir. Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararları kesindir ve toplu sözleşme hükmündedir.

Toplu sözleşme hakkının kapsamı, istisnaları, toplu sözleşmeden yararlanacaklar, toplu sözleşmenin yapılma şekli, usulü ve yürürlüğü, toplu sözleşme hükümlerinin emeklilere yansıtılması, Kamu Görevlileri Hakem Kurulunun teşkili, çalışma usul ve esasları ile diğer hususlar kanunla düzenlenir.

Bu değişiklik ile toplu sözleşme hakkı getirildiği söyleniyor.

Uzlaşma olmazsa kurulacak olan Kamu Görevlileri Hakem Kurulu Teşkilatı kararları kesin olacak.

Bu değişiklik ile ilgili en temel eleştirim, bizim de taraf olduğumuz ILO (Uluslararası İşçi Örgütü) sözleşmelerinde yer alan toplu iş sözleşmesi hakkının yıllardır verilmemesine karşın bu kez de verilir gibi yapılması. Verilir gibi yapılması deme sebebim oluşturulacak ve kararları kesin olacak Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun özerk değil iktidara bağlı bürokratlardan ya da temsilcilerden oluşturulacak olması.

Bu durumda bu kurulacak yeni yapı iktidarın düşündüğünden başka bir şekilde düşünemez ve görünürde bir toplu iş sözleşmesi yapılmış olur. Oysa ILO standartları belirlidir ve bu kurul özerk olmalıdır. Bunu gerçek bir toplu sözleşme hakkı veriliyor olarak yorumlamak hata olur.

Bununla beraber mevcut uygulamada, Sendikalar, üyelerinin yerine yargıya müracaat ederek haklarınının korunmasını talep edebilirken, bu hakta ortadan kaldırılmaktadır. Sendika üyeleri her türlü yasal mevzuata hakim olma ya da maddi olanağa sahip olma durumundaki insanlar olmayabilirler. Bu durumlar Sendikalar üyelerinin yerine bu hakların korunması için maddi ve hukuksal desteği üyelerine verebilmek ve davaları takip etme durumunda olmalıdırlar. Bu değişiklikle emekçilerin haklarını savunabilmesi önüne büyük bir duvar örülmektedir.

Madde 7:

Yürürlükteki metin:

Grev Hakkı ve Lokavt

Madde 54 – Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında, uyuşmazlık çıkması halinde işçiler grev hakkına sahiptirler. Bu hakkın kullanılmasının ve işverenin lokavta başvurmasının usul ve şartları ile kapsam ve istisnaları kanunla düzenlenir.

Grev hakkı ve lokavt iyiniyet kurallarına aykırı tarzda, toplum zararına ve milli serveti tahrip edecek şekilde kullanılamaz.

Grev esnasında greve katılan işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu, grev uygulanan işyerinde sebep oldukları maddi zarardan sendika sorumludur.

Grev ve lokavtın yasaklanabileceği veya ertelenebileceği haller ve işyerleri kanunla düzenlenir.

Grev ve lokavtın yasaklandığı hallerde veya ertelendiği durumlarda ertelemenin sonunda, uyuşmazlık Yüksek Hakem Kurulunca çözülür. Uyuşmazlığın her safhasında taraflar da anlaşarak Yüksek Hakem Kuruluna başvurabilir. Yüksek Hakem Kurulunun kararları kesindir ve toplu iş sözleşmesi hükmündedir.

Yüksek hakem kurulunun kuruluş ve görevleri kanunla düzenlenir.

Siyasi amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme ve diğer direnişler yapılamaz.

Greve katılmayanların işyerinde çalışmaları, greve katılanlar tarafından hiç bir şekilde engellenemez.

Yeni metin: Grev Hakkı ve Lokavt

Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında, uyuşmazlık çıkması halinde işçiler grev hakkına sahiptirler. Bu hakkın kullanılmasının ve işverenin lokavta başvurmasının usul ve şartları ile kapsam ve istisnaları kanunla düzenlenir.

Grev hakkı ve lokavt iyi niyet kurallarına aykırı tarzda, toplum zararına ve millî serveti tahrip edecek şekilde kullanılamaz.

Grev esnasında greve katılan işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu, grev uygulanan işyerinde sebep oldukları maddî zarardan sendika sorumludur.

Grev ve lokavtın yasaklanabileceği veya ertelenebileceği haller ve işyerleri kanunla düzenlenir.

Grev ve lokavtın yasaklandığı hallerde veya ertelendiği durumlarda ertelemenin sonunda, uyuşmazlık Yüksek Hakem Kurulunca çözülür. Uyuşmazlığın her safhasında taraflar da anlaşarak Yüksek Hakem Kuruluna başvurabilir. Yüksek Hakem Kurulunun kararları kesindir ve toplu iş sözleşmesi hükmündedir.

Yüksek Hakem Kurulunun kuruluş ve görevleri kanunla düzenlenir.

Siyasî amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişler yapılamaz.

Greve katılmayanların işyerinde çalışmaları, greve katılanlar tarafından hiçbir şekilde engellenemez.

Bu madde ile Grev Hakkı verileceği iddia ediliyor.

Bu değişiklik ile getirilen “Lokavt Hakkı” kavramı 12 Eylül döneminde bile gündeme getirilmemiş ve hak olarak benimsenmemiş bir değişiklik ve bu da ILO sözleşmelerine aykırı bir şey.

Esasen burada temel önem taşıyan ve önemli madde mevcut durumda grev esnasında ortaya çıkacak maddi zararların açılacak davalarla ile sendikaların yükümlülüğünde olmasıyken getirilen yeni değişiklikle bu bölüm kaldırılıyor.

Anayasa referandumunda “Evet” çıkması durumunda grev sırasında oluşan maddi zararlar için davaların muhatapları emekçiler olmak durumunda kalacaktır. Keza madde dahilinde bir çok düzenlemenin kanun ile belirleneceği belirtilmiştir.Grev sırasında oluşan zararların sendika’dan tazmin edileceği maddesi kaldırıldığına göre yapılacak kanuni düzenlemede boşluğu dolduracak kesim belirlidir; İşçiler! Grev sırasında oluşacak zararların kendisinden tazmin edileceğini bilen işçilerin grev yapmak isteme eğilimi düşecektir.

Bu madde ile işçilerin maddi zarar tazmini sorumluluğu altına girmekten korkması ve grev kırıcılığı yapılmak isteniyor.

Madde 11:

Yürürlükteki metin: Yargı yolu

MADDE 125.
– İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. (Ek hüküm: 13.8.1999-4446/2 md.) Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıkların millî veya milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi öngörülebilir. Milletlerarası tahkime ancak yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar için gidilebilir.

Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askerî Şûranın kararları yargı denetimi dışındadır.

İdarî işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar.

Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idarî eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez.

Yeni metin: Yargı yolu

İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. (Ek hüküm: 13.8.1999-4446/2 md.) Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıkların millî veya milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi öngörülebilir. Milletlerarası tahkime ancak yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar için gidilebilir.

Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askerî Şûranın kararları yargı denetimi dışındadır. Ancak, Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır.

İdarî işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar.

Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiç bir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idarî eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez.

İdarî işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idarî işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir.

Kanun, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim, seferberlik ve savaş halinde ayrıca millî güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık nedenleri ile yürütmenin durdurulması kararı verilmesini sınırlayabilir.

İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.

Bu madde ile yargının yerindelik denetimi yapma yetkisi kaldırılıyor.

En fazla karşı çıktığım madde bu olsa gerek. Bu madde geçerse artık Danıştay, özellikle özelleştirmeler için yerindelik denetimi yapamayacak. Bunun yapılması demek idarenin yapacağı her satışın kesinlikle hukuksuz olmayacağını düşünmek ve polyanna olmak demek. Bu konuda bir örnek vermek istiyorum.

Tüpraş, 2004 ocak ayında yapılan ihalede yüzde 65 hissesinin 1 milyar 372 milyon dolara özelleştirmek istendi daha sonrasında Danıştay bu ihaleyi iptal etmiştir.

Bu satış projesinin yolsuzluk olduğu daha sonradan sadece yüzde 56 hissesinin 4.14 milyar’a satılmasıyla anlaşılmıştır.

Eğer ki bu yapılacak Anayasa değişiklik maddesi o zaman yürürlükte olsaydı ve Danıştay yerindelik denetimi yapamayıp ihaleyi iptal edemeseydi türkiye halkının emeğiyle büyüttüğü bu büyük değer üçte bir fiyatına satılmış olacaktı.

Bu yüzden yerindelik denetimini kaldıran ve şu örnekteki gibi olası satışların önüne geçilmesini engelleyemeyecek bir değişikliğe “Evet” demem imkansız.

Madde 12:

Yürürlükteki metin: Genel ilkeler

MADDE 128.
Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.

Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.

Üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları, kanunla özel olarak düzenlenir.

Yürürlükteki metin: Genel ilkeler

Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.

Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.

Üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları, kanunla özel olarak düzenlenir.

Bu madde ile memurlara toplu sözleşme hakkı verileceği iddia ediliyor.

Yine ILO diyorum, grev hakkının olmadığı bir toplu sözleşme hakkı yok hükmündedir maalesef. Bu yüzden, bu maddenin göstermelik olduğu açık. grev hakkının olmadığı toplu sözleşme hakkı neden yok hükmündedir?

Memurlar ile o anki iktidar bir masada oturacaklar. Memurlar diyecek 10 tl, iktidar diyecek 5 tl. sonra genelde oldukları gibi uzlaşamadılar ne olacak peki? Memurlar dediklerini iktidara dikte etmek için hangi hakkı kullanabilecekler? “Bak greve giderim haaa!” diyebilecekler mi? Hayır diyemeyecekler ve yine mecburen iktidarın dediğini kabul etmek durumunda kalacaklar. işte tam bu yüzden bu madde yok hükmündedir pratikte maalesef.

Benim için bu beş kritik maddenin varlığı “hayır” deme sebeplerim. Diğer maddeler ile herhangi bir sorunum yok ama işte bir de olması gerekip de olmayan maddeler nedeniyle de hayır demek istiyorum. Bu anayasa değişiklikleri geçerse yeni bir anayasa için çalışılmayacağını tahmin ediyorum.

Esasen sosyalist ideoloji’de bir insan olarak bu anayasa değişikliklerinin yukarıdaki maddeleri hariç hiçbirisi beni ilgilendirmiyor. Hsyk değişiyormuş, Anayasa mahkemesi değişiyormuş bunlar egemenleri daha çok ilgilendiriyor.

Karl Marx’dan bir alıntıyla “Kendisinden önceki egemen sınıfın yerini alan her yeni sınıf, sadece amaçlarına ulaşmak için de olsa, kendi çıkarının toplumun bütün üyelerinin ortak çıkarıymış gibi göstermek zorundadır; ya da şeyleri düşünceler düzeyinde ifade etmek gerekirse: bu sınıf, düşüncelerine evrensel bir biçim vermek, onları akla uygun ve evrensel açıdan geçerli yegâne düşüncelermiş gibi tanıtmak zorundadır.“ (bknz: Alman İdeolojisi)

Diğer tahmin edilebilen fakat beni esasen ilgilendirmeyen Hsyk ve Anayasa Mahkemesi’nin yapısındaki değişiklerle alakalı da bir şeyler söylemek isterim. Bu değişikliklere Egemenler arasındaki bir çatışmanın ürünü olarak bakıyorum. Yargı’da Kemalistlerin ya da başka bir zihniyetin egemenliği, Devlet kademelerindeki güç paylaşımı savaşı yukarıdaki çekincelerimi uzunca yazdığım maddeler kadar beni zerre kadar ilgilendirmiyor.

12 Eylül Darbesi muhataplarının yargılanacağı iddia edilen madde’nin de bunu sağlayacak kadar içi dolu bir metin olmadığı ve zaman aşımına kurban gideceği malesef ki gerçek. Bu madde görüşülürken BDP ve CHP’nin maddeye “İnsanlık adına işlenen suçlarda zaman aşımı olmaz ” gibi zamanaşımı gerekçesinin önüne geçilmesini sağlayacak değişiklik önergeleri vermelerine rağmen bu önergelerin iktidar tarafından reddedilmiş olması (TBMM Tutanağı) da burada bir samimiyet sorgulamasını gündeme getiriyor.

İktidarın Hrant Dink için AİHM’de verdiği savunma (Nazi Savunması) zihniyetinin Demokrasi ya da herhangi bir açılım konusunda zemin hazırlayabileceği konusunda şu anda umudum yok. Tüm bunları göz önünde bulundurduğum da 12 eylül referandumunda hayır diyeceğim. yukarıdaki dört madde ile ilgili hiç bir çekince belirtmeyen ve ırkçı bir savunmaya sahip çıkan Egemenlerin değirmenine su taşıyacak sosyalist’in “Evet” deme gerekçelerini merak ediyorum.

Written by dismenore

August 26th, 2010 at 7:09 pm

Kredi Kartı kullanım hakkımız engellenemez

leave a comment

Son yaşadığım olay ile birlikte bu konuda bilgilendirme ihtiyacı duydum herkesi. Büyük Alışveriş Merkezleri ve büyük Market zincirlerinden ziyade görece daha küçük Marketler, sadece Tekel ürünleri satan Marketler ya da küçük Mahalle Marketlerinde alınan ürünlerin ücretlerini Kredi Kartı ile ödemek istediğimizde çok zaman “20 tl aşağısını nakitle alıyoruz, Kredi Kartı kabul etmiyoruz”, “Tekel ürünlerini Kredi kartı ile vermiyoruz” vb. daha bir sürü sebep ile nakit ödemeye zorlanıyoruz.

Pos Cihazı

Tüketici olara bizi çok zaman zor durumda bırakan bu durumu kabul etmek zorunda değiliz keza bu, İşletme sahiplerinin yasal dayanaktan yoksun keyfi bir uygulaması. Bu konu 5464 SAYILI BANKA KARTLARI VE KREDİ KARTLARI KANUNU Madde 17′de düzenlenmiştir.

Madde 17 – Üye işyerleri, kart hamillerinin yapmış oldukları mal ve hizmet alımlarının bedelini banka kartı ya da kredi kartı ile ödeme taleplerini kabul etmek zorundadır. Bu zorunluluk indirim dönemlerinde de geçerlidir. Üye işyerleri, kart hamilinden kartın kullanılması dolayısıyla komisyon veya benzeri bir isim altında ilave bir ödemede bulunmasını isteyemez. Bu hükme aykırı davranılması halinde, üye işyeri anlaşması yapan kuruluşlar tarafından üye işyeri sözleşmesi feshedilir ve bir yıl süreyle yeni bir sözleşme yapılamaz.

Üye işyerleri, mal ve hizmet bedeli karşılığını banka kartı veya kredi kartı ile ödemek isteyen kişilerin imza gerektiren işlemlerde imza kontrolünü yapmak, kartın tahrifata uğrayıp uğramadığını kontrol etmek ve üye işyeri anlaşması yapan kuruluşlarca kendilerine ulaştırılan bilgiler çerçevesinde kartın geçerliliğini tespit etmekle yükümlü olup, gerekli durumlarda kart üzerinde yer alan bilgilerle kimlik belgesi üzerinde yer alan bilgileri karşılaştırmak üzere geçerli bir kimlik belgesi ibrazını talep etmek ve harcama belgesi üzerindeki bilgilerle kredi kartı üzerindeki bilgileri karşılaştırarak kontrol etmekle yükümlüdür. Bu kontrollerin yapılmamasından doğan zararlardan üye işyerleri sorumludur.



Herhangi bir işletme eğer ki Pos Cihazı bulunduruyorsa ve siz aldığınız herhangi bir ürünün ödemesini Kredi Kartı ile yapmak istiyorsanız, işletme bu ödemeyi ürün türü, ürün miktarı ya da fiyatını göz önüne almaksızın kabul etmek zorundadır keza Pos Cihazı’na 5464 SAYILI BANKA KARTLARI VE KREDİ KARTLARI KANUNU çerçevesinde sahiptir ve bu kanuna uymak zorundadır.

Aynı Kanun’un 40. Maddesinde de İşletmenin 17. Madde dahilinde Kanuna aykırı uygulamaları için “Cezai Sorumluluk” düzenlemiştir.

ÜYE İŞYERLERİNİN CEZAÎ SORUMLULUĞU

Madde 40 – Bu Kanunun 17 nci maddesinin birinci fıkrasına, 18 inci maddesindeki banka kartı ve kredi kartı ile işlem yapıldığını gösteren işaretleri kaldırma yükümlülüğüne ve 19 uncu maddesinin ikinci fıkrasına aykırı hareket eden üye işyerlerinin işlerini fiilen yöneten görevli ve ilgili mensupları bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılırlar.

Böyle bir geri çevrilme olayı yaşadığınız zaman yapmanız gereken, İşletme sahibine “Pos Cihazına 5464 SAYILI BANKA KARTLARI VE KREDİ KARTLARI KANUNU çerçevesinde sahibi olduğunu ve davranışının bu kanunun 17. Maddesine aykırı olduğunu, yapmak istediğiniz ödemeyi kabul etmesi gerektiğini aksi halde bu davranışının ceazi sorumluluğu olduğunu… Bu Cezai sorumluluğun Pos Cihazı sözleşmesinin iptaline ve 1 sene tekrar sözleşme yapamayacak olmasına ve aynı kanunun 40. maddesi gereğince 1000 güne kadar adli para cezası ödemeye kadar uzanabilecek sonuçları olduğunu belirtin”

İşletme sahibi hala Kredi Kartı ile ödeme yapmanıza hala izin vermiyorsa ilgili İşletmeyi Tüketici Mahkemesi’ne şikayet edin.

Written by dismenore

November 20th, 2009 at 9:39 pm

Farklılıklar Bizi Birleştirir.

leave a comment

Farklılıklar Bizi Birleştirir

Duvarlar bazen yıkıldığında gelir özgürlük bazense ifade özgürlüğünün yaşanamadığı zamanlarda varlıkları kurtarıcıdır.

İstanbul Taksim’de bir ara sokağın duvarları aslında bu toplumun “Farklılıklar bizi birleştirir” noktasında çoktan uzlaştığını gösteriyor.

“Büyük Fotoğraf” a tıklayarak ya da buraya tıklayarak küçük fotoğraflara ulaşabilirsiniz.

Written by dismenore

July 22nd, 2009 at 12:54 pm

Posted in Fotoğraf,Tepkisel

İran’ın (Sonucu belli) Seçimi ve Sonrası

one comment

Iran’da geçtiğimiz günlerde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, mevcut Cumhurbaşkanı Mahmoud Ahmadinejad ile Hussein Mousavi arasında bir seçim yarışı oldu. Aslında Iran’da seçimlerin nasıl şartlarda, hangi ilkesizliklerle yapıldığı konusunda ufacık da olsa bilgi sahibi olan her insan bilir ki oy  vermek seçimin sonucunu değiştiremez.

Iran’da geçtiğimiz sene yapılan “Genel Seçimler” in de hangi şartlarda ve nasıl yapıldığını ve pek tabi nasıl sonucun önceden bilindiğini buraya tıklayarak ayrıntılı olarak okuyabiliyorsunuz.

Support Mousavi I

Bu kez, seçimlerin zaten bilinen sonuçlarına biat, 3. dünya ülkelerindeki gibi olmadı. Değişim yanlısı olan Hussein Mousavi’ye oy veren onbilerce kişi sokaklara döküldü. Yumruğu yukarıda olan bu kızın temsil ettiği o kadar çok simge var ki, İslami Darbe yapanların bu gidişin kendileri için hangi yöne olduğunun fazlasıyla farkındalar.

Support of Mousavi II

i12_19370059[1]

Support of Mousavi III

Mousavi destekçilerinin, taşıdıkları “Benim oyum Nerede” pankartları, verdikleri oylara sahip çıkmaları ve seçimlerin tamamen yenilenmesi talepleri, İran Darbe Muhafızları’nın uyguladıkları şiddetle karşılanıyor.

Support o Mousavi IV

Özellikle Twitter’ın son olarak Iran’da yasaklanması ile kendi aralarında da haberleşmekte sıkıntı çeken Perslerin yeni nesil değişim isteyen ateşli çocukları bugün yasağa rağmen twitter’da yarattıkları trafikle dünyadaki pek çok insanın dikkatini çekebildiler, buraya tıklayarak twitter’da bugün yaratılan trafiğe ve taleplerine ulaşmak hiç zor değil.

i38_19379493[1]

Yazıda kullandığım fotoğraflara buradan ulaşıp bakabilirsiniz, bazı fotoğraflar benim midemi kaldıracak derecede vahşilik içerdiği ve bu yazıyı okuyacak kişiye böyle bir sürpriz yapma hakkım olmadığını düşündüğüm için bu sefer böyle oldu.

Fotoğrafların tamamına bakılmasını tavsiye etmemekle birlikte yazılan yorumların tamamının okunmasını şiddetle tavsiye ediyorum. Özellikle bir şekilde Internete ulaşmayı başarmış Iran’da yaşayanlar ve ülkesini terk etmek zorunda kalmış insanların Iran özlemine.

Yorumları da buradan okuyabilirsiniz, okumalısınız.

Written by dismenore

June 16th, 2009 at 8:17 pm

Büyük Akademisyen, Türkan SAYLAN vefat etti.

one comment

Türkan SAYLAN

Türkan SAYLAN gibi büyük bir akademisyen ve önemli bir insanın kaybından dolayı çok büyük üzüntü içindeyim.

2005 yılı baz alındığı toplam 50’si yabancı dergilerde yayınlanmış tıbbi çalışmaları, 204’ü tıbbi, sosyal içerikli gazete makaleleri, 186’sı ise Türkçe tıbbi dergilerde ve kongre kitaplarında yayınlanmış olan toplam 440 yayını vardı.

Tüm bunların dışında “Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği” ile Türkiye Cumhuriyeti’nde çeşitli nedenlerle okula gönderilmeyen 36 bin kızı okulla buluşturdu, bu sayının 100 bin’e çıkması için çalışılmasını da vefatından önce vasiyet etti.

Türkan Saylan ve Çocukları

Written by dismenore

May 19th, 2009 at 6:27 pm

İktisat Bölümü mezunundan neden Bankacı olmaz

leave a comment

Bankacı

Anadolu Üniversite’nin bir çok öğrenciye göre efsane hocalarından olan, fanatik Fenerbahçeli hocası, (Maç olduğu zaman ders bile iptal eder) sevgili İlyas ŞIKLAR anlatmıştı.

Eskişehir’de ismini vermeyeceğim bir Banka çeşitli kademelerde istihdam edeceği adayları mülakata almış, mülakata normal olarak İktisat, İşletme, Kamu Yönetimi bölümleri mezunlarının yanında İngiliz Dili Edebiyatı mezunları da başvurmuş.

Mülakatlar tamamlandıktan sonra adaylar arasında sonunda seçimler yapılmış ve karar verecek kişi adaylara geri bildirim yapmış yine yüz yüze görüşme ile.

Beklenen olmamış ve İktisat, İşletme, Kamu Yönetimi bölümü mezunları mülakatta elenirken İngiliz Dili Edebiyatı mezunu olanlar Bankacı olarak işe alınmış.

Kararı veren ise bunu şöyle gerekçelendirmiş, “Ben sizleri işe alabilirdim lakin sizlere 6 ayda İngilizce öğretemem ama İngilizce bilen arkadaşlarımıza 6 ayda Bankacılık öğretirim”

Written by dismenore

May 15th, 2009 at 9:45 pm

Sosyal sorumluluk : Youtube’a Özgürlük

leave a comment

youtube_logo

Geçen sene, olaylı 1 Mayıs , aslında olaylı demek hatalı oldu… Polis şiddetini iliklerimize kadar hissetiğimiz 1 Mayıs sonrasında televizyon ve internette bir sürü şiddet görüntüsünü görüyorduk, göremeyenler de pek tabi öncelikle youtube, dailymotion gibi sitelerde arıyorlardı.

Ne olduysa oldu aç, kapa, aç, kapa yapılan youtube 1 Mayıs’dan üç dört gün sonra bir engellendi pir engellendi. Hala da ses seda yok, o dönem bu “şiddet görüntülerinin izlenmesine engel olunmak için kapatıldı” gibi sığ yorumlara da neden oldu pek tabi ama bu yorumlardan daha sığ olanı hala engelin kaldırılmamış olması.

Geçtiğimiz günlerde Youtube engelinin 1. senesini doldurduk, tam da bu sırada bu kez Dailymotion isimli Fransız lokasyonlu video paylaşım sitesi ikinci kez kapatıldı.

Bu kapatılmalar konusunda, kapatma kararını veren kişilerin Internet’ten habersiz yaşadıklarını varsaydığımdan Internet tabanlı yapılan hiçbir şeyin yararı olmayacağını düşünüyorum. Olsa şimdiye kadar olurdu zaten.

Bir çok Blog yazarı, kendi hazırladıkları “Bu siteye erişim kendi kararıyla engellenmiştir” giriş sayfalarına koydular, “Internet’e sansür değil sürat gerek” gibi başarılı bir sloganla yine kullanıcılar protestolar yaptılar. Sözlük, hala da duran siyah bir bant ile logosunu kapattı. Sonuç? Kesinlikle sıfır !

Neler yaptık? Çeşitli teknik yollarla youtube’a girmeyi başardık, hosts ayarlamaları yaptık, dns adreslerimizi değiştik, opendns diye bir şeyi keşfettik, daha neler neler web’de gizli gezmeyi sağlayan siteleri sırf youtube için kullanmaya başladık.

Kısacası özgürlüğünün kısıtlamasına tepki koyan hemen herkes bir şekilde youtube’a girmeyi başardı. Eminim ki hala bunu isteyip de başaramayan insanlar bir yerlerde var.

Ülkemizde artık, insanlarnı youtube’a girmesini sağlamak resmen bir “Sosyal sorumluluk projesi” haline geldi. Kendimi en azından “Okul yaptıran Burjuva” kadar mutlu hissediyorum ben de aşağıda eklediğim “Youtube’a Özgürlük” bilgisiyle.

hosts

Burada yer alan dosyayı indirip masaüstüne kaydedelim. Daha sonra bu dosyayı Copy/Paste ile aşağıdaki klasörün içine yapıştıralım.

C:WindowsSystem32driversetc

Orada daha önceden duran ve pratikte bize bir yararı olmayan “hosts” dosyasının yeni hali sayesinde artık youtube giriyor olmalıyız.

Written by dismenore

May 9th, 2009 at 9:17 pm

Benden Akademisyen olmaz.

leave a comment

519168933_2b692c1cb5_b

Yaklaşık beş senedir kendimi akademik çalışmalara verdim ve bu zaman diliminde  ilk kez bugün mutsuz olduğumu farkettim. Bitirilmesi gereken bir tez var önümde, bir ya da iki ay içinde teslim edeceğim. Bundan sonrası için başka bir kariyer planı yapmam gerektiğine neredeyse artık eminim.

Bilim öyle bir şey ki, öğrenmek ve sonrasında öğrenilecek yeni bir şeyler ortaya koymak, başkasının öğrenmesi gereken kurallar ile bunu sunmak, insanı çok fazla heyecanlandırıyor ama bu iş burada yazmaktan hatta insanın hayatında çok değer verdiği şeylerden zor ve çok  ilgi istiyor…

Bir sevgiliden bile daha fazla çaba gerekiyor sonuç alabilmek için. Sürekli hafızayı yenilemek, yenilenen bilgilere göre yeniden düşünmek bazen her şeyi en baştan düşünmek, beslenirken de bilimi beslemek. Ne yazık ki sevgili gibi size ilgi göstermiyor, eğer bir süre de olsa ilgisiz kalırsanız o bir süre sonrasında “sizi tanıyor muyum” diye bile sorabiliyor.

Untitled

“Akademisyen olmak için asosyal olmak gerek” noktasına varmak istemiyorum ama bu işe baş koymadan önce hiper bir sosyal varlık olmasam da gayet de normal şartlarda sosyal bir insandımdır. Bir süredir kendime bakınca tanımakta zorlanıyorum. Aslında bu sosyal olmadığım anlamına da gelmiyor ama “eskiden..” diye başlayan cümleler çok kurmaya başladığım kesin.

2307905381_d3fff69732_o_d[1]

Amacım Akademik kariyer için illa asosyal olmak gerekiyor demek değil başta da söylediğim gibi… Bunun altını özellikle çizmem gerek ki kimse alınmasın (alınacak insanlar var).

Esas ulaşmak istediğim nokta “Bilim” in hakettiği saygıdır. Yok mudur hiç bir şey üretmeden Akademik hayatına devam eden, hiç de gocunmayanlar?Elbette var ama bu Akademisyenliğin ruhuna aykırı. Bilim insanı dediğimiz kişi bilime yeni bir şeyler katmak, üretmek, o bilimi öğrenenleri güncellemek zorunda… Yapamıyorsa ya da yapmıyorsa bu iş yerine başka bir iş yapmalı. İşin gerçeği böyle olmuyor tabi, ne başka iş yapıyor ne de bir şey üretiyor, başkalarının kuyusunu kazmak için her türlü şeyi yapması da cabası.

175660712_21b46fca8b_o

Nihayetinde düşündüm… Bir bok üretmeden sadece etrafa koku yayarak durmak yerine -ki bu işe başlarken ki amacıma şiddetle ters bir durumdur bu- plan değişikliği yapmak.

Ne, daha yüksek puan almak için her oturumunda hazır bulunduğum ALES, ÜDS için hissettiğim heyecan ne de okuldan gelince yeni makaleleri okurken hissettiğim heyecan hiçbirini artık hissetmiyorum.

Tam da bu yüzden “Benden akademisyen olmaz.”

Written by dismenore

May 8th, 2009 at 4:55 pm